Siyaset

16 sonuç gösteriliyor

Büyük Tarihçi Nihal Atsız “Türk Tarihine Bakışımız Nasıl Olmalıdır?” adlı makalesinde Türk tarihinin bütünlüğünü açıkça ele almakta ve çözümler sunmaktadır. Rejimlerin değişmesi yeni devletlerin kurulması anlamına gelmez, tıpkı Gök-Türkler ve Dokuz Oğuzların ayrı bir devlet olmadıkları gibi. Osmanlının yıkılışı ve Türkiye Cumhuriyetin’in kuruluşu da böyledir, değişenler sadece rejimlerdir, yani bu devletler hep bir birinin devamıdır. Diğer bütünlük konusu ise kardeş kavgalarında taraf olup yanlışa düşmemektir. Bunların en bariz örnekleri Ankara Meydan Savaşı ve Çaldıran Savaşı’dır. Nihal Atsız’a göre Ankara Savaşı’n da Aksak Temir’in ordusundaki Türkmenlerin sayısı belki de Yıldırım’ın ordusundakilerden daha çoktur. Çaldıran’da ise Yavuz Selim ve Şah İsmail karşı karşıya gelmiştir, iki Türkmen ordusu savaşmış ve Türk kanı akıtılmıştır. Bütünlük konusunda kardeş kavgalarına dikkat edip milletimiz arasında yeni tartışmalara yer verilmemelidir.
10,00  7,50 

Türk Siyasetinde Kürt-İslamcılar

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Uğur Mumcu öldürülmeden önce Kürt Meselesi üzerinde çalışıyordu. Kürt Meselesi'ni etnik ve dinsel yönünü birleştirerek ele almış, Şeyh Sait ayaklanmasını Kürt-İslam Ayaklanması olarak değerlendirmiş, Türkiye'yi uzun yıllardır yöneten Sağ iktidarların ideolojisini ise Kürt-İslam Sentezi olarak tanımlamıştı. Kaya Ataberk bu kitabında, Uğur Mumcu'nun bu tanımlamasını referans alarak, Uğur Mumcu'nun çalışmasını derinleştiriyor. Kürt-İslamcılık, Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter ve laik yapısını kabul etmeyen geniş bir cephenin temel bakış açısı. Bu yönüyle Şeyh Sait gibi bir Şeriatçıdan Kemal Burkay gibi bir sosyalist ateiste, Apo gibi bir bölücüden Seyid Ahmet Arvasi gibi bir ülkücüye kadar geniş bir kesim, Kürt İslamcılık akımı içerisinde birleşebiliyor. Kaya Ataberk bu tezi ile, hem Kürt Meselesi'ne çok yeni ve özgün bir bakış açısı kazandırıyor, hem de özellikle Nakşibendilik tarihi içindeki köklü bir damarı ortaya çıkartıyor. Yine ek olarak 500 ünlü Kürt İslamcının biyografisini ve fotoğraflarını da yayınlayarak, araştırmacılara zengin bir arşiv sunuyor.
30,00  21,80 
1919 yılı Mayısının 19uncu günü Samsuna çıktım. Genel durum ve görünüş: Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu topluluk, Genel Savaşta yenilmiş, Osmanlı ordusu her yanda zedelenmiş, koşulları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış, Büyük Savaşın uzun yılları boyunca millet, yorgun ve yoksul bir durumda. Milleti ve ülkeyi Genel Savaşa sürükleyenler, kendi hayatlarının kaygısına düşerek yurttan kaçmışlar. Padişah ve Halife olan Vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini umduğu alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşanın başkanlığındaki hukûmet, güçsüz, onursuz, korkak,yalnız Padişahın isteklerine uymuş, onunla birlikte kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş.
18,00  14,00 

Türkiye’de Sol Hareketler

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Türkeye'nin son yüzelli yıllık tarihinin Sol cephesini ele alan bu eser, Jön Türklerle başlayan Batılılaşma maceramız 1. Dünya Savaşından madden olduğu kadar, manen de yenilgimizin trajik ifadesidir. Cemil Meriç'in tabiriyle; “Dev'in kulağına fısıldanan -sen hasta adamsın” telkinlerine kendini inandıran yaşlı “Dev”, artak “Dev” olmadığı inancıyla Batının öngördüğü her şeyi şifa kabul edecektir. Daha sonra bu konuda “Türkiye'de Geri Kalmışlığın Tarihi”, “Az Gelişmişlik Sürecinde Türkiye” adıyla kalın kalın reçeteler yazdırılır. Türk aydını Marksist sınıf tahlilini Marx'tan değil, Fransız Jean Jaures'ten öğrenir. Yenilmişliğin acısını kendi topraklarından ve kendi tarihinden kaçışta bulur. Kaçışta yani, yabancılaşmada. Belki de Türk sol tarihinin bugüne kadar yazılmayışının sırrı burada saklıdır. Bu çalışma, başlangıcından bugüne kadar uzanan Türk Sol hareketinin önderlerinden,bölünmelere, fraksiyon çatışmalarından, ihanetlere, teslimiyetten, işbirliğine kadar uzanan uzun bir hareketin tarihini göz önüne sermektedir. Son derece ilginç bilgiler ve belgeler içeren bu çalışma içinde Şefik Hüsnü Değmer'in Türkiye'yi ABD'ye şikayetinden, ünlü armatörün kızı Sevim Tarı'nın emniyetteki ifşaatlarına, Mihri Belli'nin Yunan İç savaşına katılmasından, 12 Mart'ta CIA ile kurduğu ilişkiye, Halil Berktay ve arkadaşlarının İbrahim Kaypakkaya hakkında verdikleri ölüm kararından, Sovyet Rusya'ya sığınan pek çok TKP militanının Stalin tarafından idam edilmesinde Nazım Hikmet'in itiraflarına, kişisel ihtiraslar uğruna Hikmet Kıvılcımlı'ya atılan iftiralardan, Sovyetlerin dağılması ardından Avrupa Birliği ve ABD ile işbirliğine giren TKP'nin son kadrolarının “Turuncu Devrim”in önderliğine kadar uzanan çok uzun bir hikaye. İşte bunun için diyorum ki, “Ne gülüyorsun, anlattığın senin hikayen.”
45,00  35,00 

Türk Anayasa Tarihi 1808 – 2007

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Bu kitap, Osmanlı devleti anayasıcılık hareketi başlangıcı sayılan 1808 tarihli Sened-i ittifak belgesi ile başlayıp, 1839 tarihi Tanzimat Fermanı ve 1856 tarihli Islahat Fermanı’nın analizini yapıp, 1876 tarihli ilk Osmanlı Kanun-ı Esasi’ni 1909 tarihli değişiklikleriyle inceleyerek, Türkiye Devleti’nin ilk Anayasa’sı sayılan 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, 1924 tarihli Kanun-ı Esasi’si, 1961 Anayasası ve nihayet yürülükte olan 1982 Anayasası ve 2007 tarihine kadar bu Anayasa’da yapılan değişiklikleri ortaya koyan bir çalışmadır.
27,50  20,00 

Torbadaki Hukuk

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
“Bu çıkan torba kanunun adı bundan sonra “Soma” değildir… Burada tartışmalı geçen, uzun süren maddelerin tamamında ya Anayasa'yı, Anayasa Mahkemesi'nin, Danıştay'ın iptal kararlarını geçersiz kılmak var ya da birilerine adrese teslim rant işleri var.” “Biz, bu hâliyle bu torbanın Soma balı sürülmüş bir yolsuzluk örtme zehri olduğunu düşünüyoruz. Onun için de kusura bakmayın, bu zehri yutmayacağız, üstüne bal sürseniz de vatandaşa şikâyet etmeye devam edeceğiz.” (Mehmet Günal'ın 10 Temmuz 2014 gecesi dört saati bulan manifesto niteliğindeki konuşmasından…) Bu kitapta aşağıdaki soruların cevaplarını bu sürece şahitlik eden bir milletvekilinin yaşadıklarını ve değerlendirmelerini kendi kaleminden okuyacaksınız… – Hukuk nasıl torbaya dolduruldu? – Kanun yoluyla hukuk nasıl katledildi? – 17-25 Aralık operasyonlarının üstünü örtmek için hukuk nasıl katledildi? – Haram ile helal aynı torbaya nasıl dolduruluyor? – Zehirin üstüne bir parmak bal ile millet nasıl kandırılıyor? – Minareyi çalan kılıfını hazırlamazsa ne olur? – Hukuk minaresine kanun kılıfı nasıl diktirilir? – TBMM yargı kararlarını nasıl etkisiz hale getiriyor? – TBMM Başkanı evrak sevk memuru mu? – Komisyonlar TBMM'ye mi AKP'ye mi bağlı? – Süren davalar kanunla nasıl iptal ediliyor, dava açma hakkı nasıl engelleniyor? – 4 saat süren mücadele sonucunda AKP'nin ilk defa geri çektiği düzen
16,00  11,60 

Şark Meselesi

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Umumiyetle 19. yüzyılın başına konulan bu mesele hususunda birtakım tarihçiler daha erken devirlere kadar gitmektedirler ki, bunda da haklı tarafları vardır. Belki isim olarak geç bir zamanda ortaya çıkmıştır ama, Şark Meselesinin başlangıcı Türk-Hun ordularının Avrupa'yı fetihleri, Roma'nın ikiye ayrılması dönemine kadar götürülebilir. O çağa kadar Avrupa, karanlık bir alem içerisinde, özellikle kilise ve feodal İdarelerin etrafında oluşan güç birliktelikleri şeklinde, insanların köle misali yaşamaya zorlandığı bir ortamda idi. Türkle­rin gelmesiyle, kurulu düzen ve çıkar ilişkilerinin tepe-taklak olduğu bir gerçektir. Bu yüzden Avrupalılar ken­dilerine yabancı, çok dinamik ve bütün İşlerini bozan bu millete karşı bir nefret duymuşlar; Avrupa kıtasına ayak bastıkları günden İtibaren Türkleri geldikleri yere geri göndermek için elbirliği yapmışlardır. Dolayısıyla Şark Meselesi bazılarının dediği gibi İslam-Hrıstiyan çatışması değil, belki de İslam nazarında Türk-Avrupa savaşıdır.
10,00  8,00 

Sultan Galiyev Davası

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Eşit olmayanlar arasında iki isim var. Bunlardan biri Türkler, ötekisi ise müslümanlardır. Bunlar en çok ezilen ve ayak altına alınanlardır. Hiç kimse ve hiçbir şey bunları benim yüreğimden söküp alamaz. Ne olursa olsun milletime olan bu sevgim sönmeyecek. Ancak ben öldüğümde benimle birlikte sönecek. İşte bu sevgi, beni bir yerden başka bir yere atıyor, kaderime çizgi çekiyor. Bu kader de bütün gücümü halkım için sarf edeceğim. Kuyaş'tan Böyle diyordu Sultan Galiyev. Hayatının sonuna kadar dünyanın bütün mazlum milletleri için mücadele etti. Sultan Galiyev, ölümünün efsaneye karıştığı 1930'lara kadar yönetimine karşı savaştığı Stalin ve cellatları tarafından Moskova Lubiyanka hapishanesinde kurşuna dizilip öldürüldüğünde, artık bütün mazlum milletler nezdinde 3. Dünyanın tartışmasız tek önderiydi.
23,00  13,50 

Stalin ve Türk Dünyası

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Stalin ve Türk Dünyası kitabı, Stalin dönemindeki politikaların Türk dünyası üzerindeki etkilerine ve yansımalarına ışık tutmaktadır. Türkiye'den Orta Asya'ya, Almanya'dan Rusya'ya uzanan bir coğrafya içinde, Stalin dönemindeki iç ve dış politika konularını (eğitim, kültür, dil meseleleri, kolektifleştirme hareketi ve toplu sürgünler, Türk-Sovyet ilişkileri), tarih yazımı meselelerini, Stalin'in edebiyat ve basın dünyasındaki yansımalarını değerlendirmektedir. Bir çeşit retro değerlendirme olan bu kitap, Stalin'in ölümünden (1953) yarım asır sonra kaleme alınmıştır. “Stalinizm” kavramı tam olarak neyi ifade eder? Kimileri bu kavramı “Komünizm ideolojisi içinde Leninist çizgiden sapan bir siyasi akım” ya da “Stalin'in şahsî hâkimiyet rejimi” şeklinde, yani nispeten dar bir çerçevede ve siyasi anlamda yorumlamışken, kimileri de Stalin döneminde (1928-1953) uygulanan politika ve pratiklerin bütününü kapsamak üzere tarihî bir olgu anlamında bu kavrama geniş bir tanımlama getirmişlerdir. Ülkeden ülkeye ve çeşitli çevrelerde “Stalinizm” kavramına yüklenen anlamların ve bu kavram etrafında gelişen tartışmaların farklılıklar sergilediği gözlenir. Bu durum, söz konusu kavramın altında yatan gerçekliğin çok boyutlu ve karmaşık olduğunu gösterir. Çok boyutlu ve karmaşık bir mesele olması itibarıyla Stalinizm, çeşitli açılardan ele alınabilir ve alınmalıdır da. Türkiye için Stalinizm neyi ifade eder? Türkiye-Sovyetler Birliği ilişkileri çerçevesinde incelenebilecek bu konu, ideolojik sorun ya da sosyalist düşünce için teorik ve pratik önem arz eden bir mesele olmanın yanı sıra Stalinizm, Türkiye açısından Rus devleti ile Türk halkları arasındaki ilişkiler meselesinin bir boyutu (ve bir devresi) olarak, başka bir deyişle, Türk dünyası perspektifi ile ele alınabilecek bir konudur.
15,00  11,20 

Sömürülen Vatan Türkistan

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
1940 yılında Doğu Türkistan'ın Manas ilçesinin Alankı yaylasında dünyaya geldi. Büyükdedesi Baytik, Kuzeydoğu, Kazakistan'ın (Caysan, Sarıterek, Kendirlik, Kögeday ve havalisi) Çarlık Rusyası'nın Bolısı (Mutasarrıf) idi. Dedesi Muhammed Can, alim ve molla idi. Babası Kaynaş, Manas Emniyet Müdürü olup, 1949 yılının sonlarında Doğu Türkistan'ı Kızıl Çinliler'in işgal etmesi üzerine Türkiye'ye göç etmiştir. Tahsil hayatını Türkiye'de tamamlayan Gayretullah, Avrasya Türk Dernekleri Federasyonu kurucu, Aydınlar Ocağı İstişare ve Bilim Kurulu, Türkiye Yazarlar Birliği, Kazakistan Yazarlar Birliği üyesidir. Türk Göçmen Mülteci Dernekleri Federasyonu Doğu Türkistan Temsilcisi, federasyonun yayın organı Türk Yurdu Dergisi teknik sekreteri ,Ord. Prof. Z.V.Togan'ın başkanlığındaki Türkistan Doğu Türk illeri Derneği'nin Yönetim Kurulu Üyesidir. Doğu Türkistan Dergisi genel yayın yönetmenliği yaptı. Doğu Türkistan Göçmenler Derneği üyesidir. Sovyetler Birliği'nin yıkılması ile Türk Cumhuriyetler'deki ticari ve kültürel faaliyetleri yakından takip etmiş, işadamlarımızın bu bölgelerde ticari bağlantılar kurmalarına ön ayak olarak Türkiye ekonomisine katkıda bulunmuştur. Moskova, Taşkent, Alma-Ata ve Bişkek'te düzenlenen milletlerarası ekonomik, kültürel ve dış ticaret konferanslarına katılmış, DEİK'in faaliyetlerinde bizzat bulunmuştur. Almanya, ABD, Kazakistan ve Türkiye'de organize edilen sempozyum, panel, konferans, radyo ve televizyon gibi etkinliklere konuşmacı olarak katılmıştır. 14 Eylül 2004 tarihinde sürgünde kurulan Doğu Türkistan Hükümeti'nin Başbakan Yardımcısıdır. Evli, dört çocuk ve üç torun sahibidir.
20,00  15,00 
Mondros Mütarekesi’nden Lozan Antlaşması’na kadar geçen süreç, siyasi ve hukuki açıdan incelenmiştir. Mondros Mütarekesi’nden başlanarak Lozan’a kadar geçen sürede verilen askerî mücadeleler ile birlikte siyasî teşebbüsler, millî bağımsızlığı sağlamak amacına mâtuf arayışlardır. Milli Mücadele'de, Sèvres'i ne pahasına olursa olsun kabul ettirmek isteyen kahir bir güç ile “ya istiklâl ya ölüm” diyen bir irade karşı karşıyadır. Hangi sebeple olursa olsun Türk vatanının işgal edilmesi kabul edilmemiş ve Mustafa Kemal'in yürüttüğü Kuva-yı Milliye Hareketi hiçbir işgalciye isteklerini gerçekleştirme fırsatı vermemiştir. Nihayet Lozan'da, yeni kurulan Türk Devleti'nin bağımsızlığıyla ilgili olduğu kadar Osmanlı Devleti'nin tasfiyesine müteallik meselelerin hallinde de “istiklâl-i tam” asıl amaç ve hedef olmuştur.
19,00  13,80 

Orta(daki) Asya Ülkeleri

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Orta Asya coğrafyasının pek çok yerinde, Atatürk´ün 29 Ekim 1933´te Çankaya Köşkü´ndeki bir kabulde söylediği şu sözlerin yoğun dağıtıma hazır çoğaltılmışıyla karşılaştım: ´Bugün Sovyetler Birliği, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir… Bizim bu dostluğumuz idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür… İnanç bir köprüdür… Tarih bir köprüdür.
22,00  16,40 
Doğu Türkistan… Türklerin atayurdu… Türkçenin bilinen ilk sözlüğünün yazarı Kaşgarlı Mahmud'un ve devlet yönetimi hakkında ilk siyasetname yazarı Yusuf Has Hacib'in doğduğu bu topraklar, Türk medeniyetinin beşiğidir aynı zamanda. Ve bu toprakların asıl sahipleri Doğu Türkistan Türkleri 1949 yılından beri Kızıl Çin işgali altında insanlığın, adaletin, merhamet ve vicdanın iflas ettiği Çin zulmü ve esareti altında yaşamakta, hürriyet içinde yaşayan insanlıktan sesinin duyulmasını beklemektedir. Yıllardır devam eden bu Çin zulmi, bilindiği gibi 5 Temmuz 2009 tarihinde Urumçi'de meydana gelen olaylarda toplu bir katliama dönüşerek tahammül sınırlarının ötesine taşmış, Çin dışında bütün insanlık alemi bu kıyımı dehşet içinde seyretmiştir. Doğu Türkistan'da yıllardır kalın duvarlar ardında devam eden Çin zulmü ve baskısı, bu kitapla ilk defa, bilimsel verilerle akademik boyuta uluslararası ilgi alanına taşınmıştır. Kendisi de bir Doğu Türkistanlı olan rahmetli yazar Ahmet Türköz,1998 yılında doktora tezi olarak hazırladığı bu eserle, Doğu Türkistan'ın tarihinden başlayarak, özellikle iktisadi ve doğal kaynaklar bakımından zenginlikleriyle, Çin Halk Cumhuriyeti'nin sömürüsü ve yıllardan beri işlediği insanlık suçlarını uluslararası kaynaklara dayanarak derinlemesine tedkik edip, bugünlere nasıl gelindiğini gayet açık bir şekilde göz önüne sermektedir. Doğu Türkistan Türklerine yönelik insan hakları ihlallerinin artık BM, AGİT gibi uluslararası forumlara taşınması zamanının geldiği kitabı okuyunca daha iyi anlaşılmaktadır.
20,00  13,60 
Azerbaycan'ın yüzde 20`si komşu Ermenistan tarafından işgal edilmiştir. Dünya birliğinin bu konudaki “çifte standartlı” tutumu, uluslararası barış ve güvenliğe darbe vurmakta, Ermenistan-Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ sorununun barış yoluyla çözümünü geciktirmekte, Ermenistan`ı sürekli işgalci politika uygulamaya teşvik etmektedir. Uluslararası hukuk, işgalci devletin cezalandırılmasını öngörmektedir. Buna göre hiç bir devlet, diğer devletin toprak bütünlüğüne ve siyasi bağımsızlığına askeri müdahalede bulunamaz. Kardeş Türkiye'nin 1993 yılında gördüğü işler takdire şayandır. Ermenistan tarafından Azerbaycan topraklarının bir kısmının işgal edilmesine cevap olarak Ankara'nın işgalci devletle olan sınırlarını resmi olarak kapatması yasal bir adımdır ve Ermenistan`ı uluslararası hukukun prensip ve normlarına göre davranmaya mecbur bırakmak amacını taşımaktadır. Dünya birliği bundan ibret almalı, Ermenistan`a karşı baskıları artırmalıdır. Bu, beşeriyetin geleceği için çok önemlidir. Çünkü Azerbaycan'ın toprak bütünlüğüne karşı başka bir devletin askeri güç kullanmasına uluslararası birliğin bigane kalması, hukuki prensip ve normların üstünlüğüne dayanan mevcut dünya düzeninin ihlaline; uzun yıllar zarfında dünya devletlerinin zorlu çabalarıyla elde edilen başarıların heba olmasına; yasal uygulamaların ihlaline; sonu zararlı olabilecek başka olayların yaşanmasına neden olur. Bu amaçla Azerbaycan ve Türkiye tarafından uluslararası kurumlarda konu defalarca gündeme getirilmiştir. Bu yararlı işbirliği kapsamına, Azerbaycan ve Türkiye parlamento temsilcilerinin çok yönlü alanlarda, sıkı işbirliği faaliyetlerini de eklemek mümkündür.
17,00  12,40 

Azadlık Hikayeleri

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Eluca Atalı (Hüseynova Medine İhtiyar kızı) 1966'nin 19 Kasımında Azerbaycan'ın Neftçala bölgesinin Holkarakaşlı kentinde doğmuştur. Asif Ata Ocağındandır, Asifçilik geleneğine bağlıdır, hiçbir siyasi sosyal kurumun üyesi değildir. Baku Devlet Üniversitesinin Kütüphanecilik bölümünden mezun olmuş, “Azerbaycan'da Kitapseverlik: oluşumu, gelişimi, modern dönem ve akımları” adlı doktora tezini hazırlamıştır. Dünya, hayat, insan ve onların çevresinde yaşanan her olay onun konusudur. Geleneğine bağlı olduğu Asif Ata'nın “İnsan değişmezse, dünya değişmez” fikrini esas alıp, insanın kendini olgunlaştırmasında ona engel olan eksiklikleri ve noksanları sanat aracılığıyla analiz eder. Birincil ilham kaynakları doğa ve çocuklardır. “Doğa ve çocuklar bana konu vermekten hiç vazgeçmiyor, bense onları kendime küstürmemek için yazıyorum!” diyor. On iki yaşında şiir yazmaya başlamış, edebiyata yeni felsefi, estetik, minyatür tarzını getirmiş, hem bu tarzda hem de hikaye, deneme, mensur şiir ve gazete yazısı gibi türlerde yüzlerce eseri Azerbaycan'da ve yurtdışında basılmış ve başka dillere tercüme edilmiştir. Ayrıca, siyasi-sosyal konulardaki görüşleriyle düzenli olarak basında yer alır. Senaryosu yazar tarafından hazırlanmış, Güney Azerbaycan milli kurtuluş hareketinden bahseden çok sayıda video, film vs. de çeşitli sosyal ağlarda, youtube benzeri kanallarda yayınlanmıştır. Şu anda İsveç'te yaşıyor, evlidir, estetik yaratıcılık ve gazetecilik işleriyle meşguldür.
12,00  9,00 
Dünya üzerinde çeşitli bölgelerdeki toplumların, ayakta kalabilmek uğruna birbirleriyle mücadeleleri insanlık tarihi ile yaşıttır.Bu mücadelenin gayesi daha iyi yaşamak olduğu halde vasıtaları, yeri ve zamanı çok değişiktir.Mücadele her zaman, her çeşit vasıta ile her gün devam ede gelen milli, hayati kavgaların kendisinden başka bir şey değildir.Hayat mücadelesini yapamayan toplumlar zamanla erir, küçülür ve kaybolurlar.Bu erimenin önüne geçebilmesi için “Birlik ve aidiyet” değerleri korunmalıdır. Çalışmanın özünü “Batı Türkleri” ve Türk Cumhuriyetleri” oluştururken, Türkiye'nin etki alanındaki (Balkan, İran, Irak, Suriye ve Kıbrıs) Türkler, Gagauz ve Ukrayna Türkleri (Kırım) ile Rusya'daki diğer Türk ve Müslümanlar, Doğu Türkistan Türkleri, Almanya örneğinde Avrupalı Türkler Türkiye merkezli incelendi. Şartların elverişli hale geldiği değerlendirilen “Türk Dili Devletler Birliği”nin ilk aşaması, Türk dünyasının bir stratejik ortaklık ça-tısı altında ve verimli olarak buluşabilmesidir. Bu oluşum Türk devletinden birine BM Güvenlik Konsey'inde daimi üyelik yolunu açabilir.Böylelikle Türkler, dünyada evvelce olduğu gibi, dünya düzeninin hakkaniyet içinde devamı konusunda söz sahibi olabilirler.Türk dünyası ile asgari müştereklerde bir araya gelecek Türkiye'nin, aynı zamanda tarihi, kültürel ve etkileşim ortaklığı bulunduğu komşuları ve yakın coğrafyalardaki ülkelerle karşılıklı saygı ve hakkaniyete dayanan ilişkilerinin güçlenmesi de dikkate alınmıştır.Yani, “Yurtta sulh, cihanda sulh!” düşüncesi dikkate alınmak suretiyle, “Ülkede dirlik, Türk devletlerinde birlik, küresel güçlerde denklik”hedef alınmalıdır.Bu ülküyü Cumhuriyetin 100.yıldönümünde gerçekleştirebilmek için de “Parola 2023” ve “Parola Türk Dili Devletler Birliği”dir.
42,00  30,50 

16 sonuç gösteriliyor