Araştırma

14 sonuç gösteriliyor

Tanrıdağ Dergisi

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
8 Mayıs-4 Eylül 1942 tarihleri arasında haftalık olarak on sekiz sayı yayımlanan “ilmî, edebî, Türkçü” dergi Tanrıdağ, İkinci Dünya Savaşı’nın sıkıntılı günlerini yansıtan süreli yayınlardan biridir. Tanrıdağ Dergisi adlı bu çalışmayı hazırlayan Prof. Dr. B. Zakir Avşar’ın “Türklük İçin Yaşayıp Ölen Adam: Dr. Rıza Nur ve Tanrıdağ Dergisi” başlıklı yazısından da izlenebileceği gibi, Dr. Rıza Nur hem Türkiye’deki milliyetçilik ve Türkçülük hareketi içinde önemli bir isim hem de muhalif kişiliğiyle dikkat çekmiş bir aydındır. Tanrıdağ, onun çabaları ve emeğinin eseridir. Ömrünün sonuna doğru çıkardığı derginin her şeyini üstlenmiş olan Dr. Rıza Nur’un cansız bedeni, on dokuzuncu sayının tashihlerini yaptığı masada bulunmuştur. Bu dramatik sonun da işaret ettiği gibi, hem maddî hem manevî bütün birikimini Tanrıdağ dergisine aktarma çabası içinde olan Dr. Rıza Nur, kısa ömürlü dergisinde Türkçü ve milliyetçi söylemi pekiştirir. Dergideki bazı yazılarda ırkçı denilebilecek bir tutum da izlenir. Tanrıdağ Dergisi adlı bu çalışmayı, Dr. Rıza Nur üzerine Bir Türkçü'nün Portresi Dr. Rıza Nur adlı bir çalışması da bulunan Prof. Dr. B. Zakir Avşar’ın hazırlamış olması, önemini daha da arttırmaktadır.
11,00  9,50 
Uygarlıkların kavşağında Türk dünyası Türk, Azerbaycan, Rus ve batı kaynaklarından yararlanılarak yazılmış bir düşünce – inceleme eseridir. En başta kültür ve uygarlık kavramları üzerinde durulmuş, uygarlık ve jeo-politik ilişkisi incelenmiştir. Yazar uygarlıkların oluşmasında esas rolü jeo-politiğin oynadığı görüşündedir. Ona göre Türk uygarlığı bozkır karakteri taşımaktadır. Yani Türk uygarlığı esas olarak bozkır coğrafyasında meydana çıkmış, bozkır şartlarında kalıcı olmuştur. Aynı şekilde Sılav uygarlığı orman, Arap uygarlığı çöl karakterine sahiptir. Batı uygarlığı ise deniz karakterlidir. Eserde Türk – Çin, Türk – Sılav, Türk – İran, Türk – Arap, Türk – batı uygarlıkları arasındaki ilişkilere dokunulmuş, ilgi çekici fikirler ortaya atılmıştır. Kitapta Türk uygarlığının birinci nesil (en eski) uygarlıklardan olduğu belirtilmiş, batılı uygarlık-bilimcilerin Türk uygarlığına subjektif ve düşmanca yaklaştığı vurgulanmıştır. Uygarlıkların kavşağında Türk dünyası'nın Türk okurundan ilgi göreceğine, Türk düşünce ve fikir hayatına önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz.
14,00  10,00 

Tanrı Dağı Yazıtları

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Tanrı Dağları Moğolistan, Yenisey havzası, Altay ve Doğu Türkistan'la birlikte Türk runik yazılı anıtların bulunduğu ana merkezlerden biridir. Bölgedeki ilk yazıtların keşfi üzerinden 100 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen, bugüne kadar yapılan ilgili çalışmaların hiçbiri yazıtların içeriğini tam olarak aydınlatamamıştır. Araştırmacılar arasında “okunması oldukça zor” olarak nitelendirilen yazıtlarla ilgili bu durum kısmen yazıt içeriklerinin “kıt” olması gibi nesnel sebeplere bağlıysa da, temelde yazıt kopya ve estampajlarındaki eksiklikler, yanlış işaret teşhisleri ve onların sebep verdiği hatalı okumalardan kaynaklanmaktaydı. Bu çalışma Tanrı Dağı yazıtlarıyla ilgili bu eksikliği gidermek amacıyla hazırlanmıştır. Yazar bu maksatla 2007-2013 yılları arasında bölge yazıtlarını birkaç kez ziyaret etmiş, kopyalarını çıkarmış ve de visu incelemiştir. Her yazıtın işaret kadrosu olabildiğince doğru teşhis edilmeye çalışılmış, bu sayede önceki yayınlarda güvenilir ve ikna edici olmaktan uzak okunuşa sahip çoğu yazıtın içeriği daha anlaşılır hale getirilmiştir. Yazıtların kronolojik ve etnik aidiyeti, paleografik ve imla özellikleriyle ilgili kendi görüşlerine de yer veren yazar çalışmasını ayrıca yazıtların kopya ve fotoğraflarıyla zenginleştirilmiştir. Çalışma Eski Türk dili, Türk runik yazısı ve yazıtlarıyla ilgilenenlerin dikkatine sunulmaktadır.
32,00  22,40 

Hindistan’da Türkler

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Hisdistan bölgesi, Türk tarihçiliğinde üzerinde en az durulan ve araştırılan konulardan biridir. Ancak son zamanlarda burayla ilgili yeni birkaç çalışma yapıldığını da görmekteyiz. Bununla beraber Osmanlı Devleti’nin son devirlerine doğru yükselen Türkçülük akımının tesiriyle, dünyadaki Türklere ve Türk kültürüne artan alaka sebebiyle, başta Babur Şah olmak üzere, Hindistan’daki Türk hanedanlıkları hakkında bazı eserler kaleme alınmıştır. İşte bunlardan birisi de Mübarek Galip Bey’in “Hindistan’daki Türk Hükümdarları” adlı kitabıdır.
13,00  9,40 
Türkler´in Müslüman oluşlarını sadece onların eskiden tek Tanrı´ya inanışları ile açıklamaya çalışanlar, her fırsatta Türk olduklarını açıklayan ama Müslüman olmayan diğer Türk topluluklarının inançlarını hangi mantıkla açıklayacaklardır? Araplar tarafından kendilerine reva görülen mevali-köle sıfatını kendileri için bir paye gören, tefsir kitapların da kendilerine verilen Ye´cuc ve Me´cuc sıfatını da aynı şekilde kuballenip medrese ve okullarında yıllarca okutan, Arap ordularının Orta Asya Türk toplulukları ile savaşını istila yerine fetih olarak değerlendiren tarihçilerin de tarih bilimiden ne anladıklarını sorgulamak gerekmektedir. Arap tarihini kendi iç siyasi, politik ve ekonomik çelişkilerinden doğan bir çok hadiseyi (örn. Alevilik-Sünnilik) başlangıçta milli tarihimizi hiç ilgilendirmemesine rağmen Türk tarihinin ana problemleri olarak kabuletme ve onu Türk topluluklarının tarihi, sosyolojik ve hatta etik meseleleri gibi kabullenerek tartışmanın da Türk kültür ve tarihi açısından hiçbir yararı olmadığını bilmek gerekmektedir.
30,00  22,40 
Azerbaycan ve Anadolu Oğuz Türklerinin batı kanadını teşkilediyorlar. Oğuzlar’ın Anadolu ve Azerbaycan’la temaslarının çok eskileredayandığı bir gerçektir. Bu da, Azerbaycan ve Doğu Anadolu’nun Oğuz kimliği ileSelçuklular’dan epey önce tanıştıklarını göstermektedir. En azından IV.yüzyıldan itibaren söz konusu bölge kalabalık Oğur/Oğuz kavimlerinin denetimialtına girmiştir. Anadolu’nun Selçuklular tarafından fethinde Azerbaycan anahtar rolünüicra etmişti. Bölgeye gelen ve burada yerleşen Türk kavimleri ve boylarınınneredeyse tamamı önce Azerbaycan’da meskûnlaşmış, en azından bir süre buradadinlenmiş peşinden Anadolu’ya yüz tutmuşlardı. Bu göç akını sistemli birmekanizmayla yürüdüğünden Anadolu’ya yerleşen hemen hemen bütün Türk boylarınınkültürel belleğinde Azerbaycan izi bulunmaktadır. Dolayısı ile AnadoluTürklüğü ile Azerbaycan Türklüğü arasında kimliksel olarak bir ayrım yapmakolanaksız, hatta başarısız bir girişim olacaktır. Böyle bir girişim ancakcoğrafi koşulları zorlayarak yapılabilir. Bunu destekler anlamda lehçeanlamında ufak ayrılmalar öne sürülebilir, doğal olarak. Ama aynı lehçefarklılıkları Anadolu’nun kendi bütünlüğü içinde de gözlemlendiğinden belirleyiciolamaz. Kuşkusuz, Sovyet döneminin koşulları Azerbaycan’ın bugününüsınırlayacak bir dizi kimliksel tanımların oluşmasına yön vermiştir. Öte yandanher iki coğrafya uluslararası anlamda iki bağımsız devletin hukuki arazisihesap edilmektedir. AzerbaycanTürklerinin Osmanlı İmparatorluğu’na göçlerini genel olarak üç başlıktaincelemek mümkündür: (a) kitlesel göç, (b) ticari göç ve (c) entelektüel:politik göç. Bu süreç yaklaşık olarak 1828-1928 yılları arasındaki dönemikapsamaktadır. Edinilen bilgilere göre, işgal sırasında ve sonrasındaki yüzyıllık süreçte Azerbaycan’dan Türkiye’ye göç edenlerin sayısı 200 binden azolmamıştır. Çarlık Rusya’sının sömürü ve milli zulmüne karşı özellikle XX.yüzyılın başlarında Azerbaycan’dan Osmanlı ülkesine entelektüel göçlerin devarlığı bilinmektedir. Sonuncusu Azerbaycan ve Türkiye arasında sıkı bağlarınoluşturulmasında birinci etken olmuştur. XIX. yüzyılınsonları ile XX. yüzyılın başlarında Azerbaycan’dan Türkiye’ye sığınanlararasında çok sayıda toplumun aydın kesimini temsil eden insanlar dabulunuyordu. Azerbaycan`dan Türkiye`ye yapılan her iki politik göç dönemiTürkiye’nin her anlamda dönüşüm geçirdiği dönemlere denk gelmiştir. Bu eserTürkiye’nin dönüşüm yaşadığı yıllarda Azerbaycan Türklerinin yapmış olduklarıentelektüel ve politik katkıları anlamak isteyenler için en iyi eserdir.
17,00  13,00 
X. yüzyıldan itibaren topluca İslam dinine ve medeniyetine girmeye başlayan Türkler, yeni devletlerini içine girdikleri medeniyetin şartlarına ve ruhuna uygun şekilde kurdular. Onlar, temelde ve özde Türklük özelliklerini koruyarak, İslami yönetim tarzını benimsediler. Orta Asya'daki eski hayatlarından getirdikleri kurumların ve geleneklerin yanında Abbasiler ve Samaniler'den aldıkları kurumlara ve geleneklere de bünyelerinde yer verdiler. Kısaca söylemek gerekirse, onlar, Türk ile İslam kurumlarını ve geleneklerini birbiriyle birleştirip kaynaştırarak, yeni bir “Türk-İslam devleti tipi” yarattılar. Fakat, bu birleşme ve kaynaşma bir anda olmadı; uzun bir geçiş ve gelişme dönemini gerektirdi. Bu geçiş ve gelişme döneminin ilk siyasi teşekkülü, Karahanlılar Devleti olmuştur. Devlet yönetimi, ordu teşkilatı, sosyal hayat, sanat ve hukuk sistemi bakımından tamamen Türk olan bu devlet, dini açıdan İslamiyet'i temsil ediyordu. Karahanlılar, devlet hayatında zamanla İslami kurumlara ve geleneklere de yer vererek, Türk-İslam devletine doğru bir köprü vazifesi gördüler. Bundan sonra, Gaznelilerle devam eden gelişme, Selçuklular tarafından tamamlandı ve olgunluk safhasına ulaştırıldı.
16,00  11,50 
Osmanlı Devleti'nin nizam-ı âlem mefkuresinin önemli bir ayağını oluşturan Balkan ve orta Avrupa coğrafyası, bilindiği gibi uzun bir hakimiyet döneminin ardından önce tedricen, daha sonra I. Dünya savaşına müteakip tamamen terk edilecektir. Balkanlara ve orta Avrupaya ayak basmakla, yeni bir dünya barışının (paix Ottoman) kurucusu olan Osmanlı Devleti, Balkanlardan çekilirken, bölge için olduğu kadar, kendi için de günümüze kadar devam edegelen uluslararası bir kaos siyasetinin kurbanı olacaktır. Ancak, uluslararası siyâsî kavgaların dışında, Osmanlı Devleti hüküm ferma olduğu bu coğrafyada fetihlerden, idari yapılanmaya, kültürden, irfana, iktisattan, içtimaî yapıya kadar günümüz dünyasında tasnifi hâlâ tamamlanamamış muazzam bir tarih ve kültür bakiyesini de geride bırakır. Bu eser, Akdeniz'i bir içdeniz, Balkanları “Urumeli” adıyla vatanlaştıran Osmanlı Türk zihniyet manzumesini ihtiva eden, tarih ve kültür envanterini sunmakla, geleceğin bölge barışının tesisinde emsal bir kaynak olarak katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.
35,00  24,00 
19. yüzyıl başlarından itibaren yükselen milliyetçilik, millet, milli devlet kavramları asrımızda da güncelliğini koruyan tartışma konularıdır. Dünyanın çeşitli bölgelerinde etnik ve milli temele sorunların kendisini sık sık göstermesi, zaman zaman silahlı çatışmalara sebep olması bu kavramlar etrafındaki tartışma ve çözüm arayışlarının daha uzun müddet devam edeceğini göstermektedir.
11,00  8,00 

Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Toplum önderlerinin asli vazifesi tarihi ve klasik değerleri bir başvuru kaynağı olarak gündemde tutmak; karşılaşılan problemlere çözüm geliştirirken bu kaynakların da söz sahibi olacağı çağdaş, realist, bizden sonuçlara kapı aralamak olmalıdır. Kültür, içinde bulunduğumuz genel hayatın dengelerine göre güncellenmezse antikaya döner ve fonksiyonsuzlaşır. Bugün eğer Kut; bayram tebriklerinin beylik kelimesine, Töre; arabesk gazete manşetlerinin lanetli sözüne dönmüşse, orada Töre bozulmuş, Kut kuşağı gevşemiştir! Umulur ki; kaynağa itibar ederek yön tayinine çalışan ihtiyaç sahipleri bu kitap bir güncellemeyi başlatır.
16,20  11,00 

Gezgin Gözüyle Türk Dünyası

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Abidin Lütfi Demir, Ali Adnan Akgündüz, Ayhan Razgat, Bahattin Ayhan, Belkıs Ceyla Çetinsoy, Davut Özmen, Dursun Erkılıç, Fatih Koca, Gonca Özbaşoğlu, Hasan Cerit, Hasan Yılmaz, Hüseyin Avni Kunduracıoğlu, İbrahim Berksoy, Kaya Telli, Levnet Boz, Liliya Davletshina Razgat, Merhmet Bora Arasan, Mehpare Sözener, Mete Darcan, Metin Denizmen, Murat Özsoy, N. Emre Apaydın, Nesrin Armağan, Nihat Kaşıkçı, Nuray Özener Değirmencioğlu, Onur Ataoğlu, Ömer Faruk Eryılmaz, Ruhan Betül Özkan, Seda Meşeli Allard, Savaş Balaban, Timur Özkan, Turhan Demirbaş, Yakup Önal, Yıldız Ademoğlu Atlan'ın kalemlerinden; Trakay, Kosova, Bosna Hersek, Makedonya, Batı Trakya, Gagavuz Yeri, Güdül, KKTC, Kuzey Irak, İran ,Karaçay Balkar, Dağıstan, Kırım, Tataristan, Azerbaycan, Türkmenistan, Başkortastan, Özbekistan, Hindistan, Pakistan, Afganistan, Altay, Hakasya, Tuva, Yakutistan, Moğolistan, Doğu Türkistan, Kaşgar, Japonya ve ayrıca Yada Yolu Timurlenk, Cengiz Aymatov, Uluğ Bey Ahmet Yesevi, Şamanizm , Nevruz, Kımız, Dede Korkut Manas…
10,00  7,00 
Azerbaycan'ın önemli tarihçi ve edebiyatçısı Yunus Oğuz, bu son çalışmasında; geliştirdiği özgün “etnogenez” teorisi ile Türkiye'de de çok tanınan ve tartışılan Rus Türkolog Lev Gumilev'in Eskiçağ ve Ortaçağ Türk tarihiyle ilgili fikirlerini ele alıyor. Gumilev'in Rus gözüyle yorumladığı on bin yıla yakın bir dönemi kapsayan Türk tarihini bir Türk'ün gözüyle yeniden yorumluyor. Gumilev'in geliştirdiği ve İbni Haldun'un “asabiye” kavramıyla karşılaştırılabilecek “passionerlik” kavramı Yunus Oğuz'un çalışmasının da temel kavramı olarak Türk tarihini algılamak açısından son derece özgün bir yol çiziyor. Türk tarihinin hangi dinamiklerle ve nasıl aktığını; bir anlamda nereden ve nasıl geldiğimizi anlamak isteyen Türk okuyucusu için bir başvuru kitabı olan Yunus Oğuz'un eseri bir taraftan da Gumilev'in “etnogenez” ve “passionerlik” gibi önemli tezlerini incelemek isteyenler için de bir anahtar kitap özelliği taşıyor.
12,00  8,70 

Ermeni Cephesinden Pan-Turanizm

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
1. Dünya savaşı arefesinde siyaset literatüründe adından sıkça sözedilen “Turan” kavramı, savaşın müttefikler aleyhine sonuçlanmısa ve yeni Cumhuriyet Türkiye'sinin kurulumasıyla unutulmaya terk edilir. Ermeni Nalbantyan kardeşlerin “İstanbul”dan hareketle, İran platosu, Çin Türkistan'ı, Tanrı Dağlarından kuzey-batıya çizilen bir yayla Ural-Altay, Finlandiya, Baltık kıyıları ve Macaristan'dan İstanbul'a dönüş olarak tanımladıkları tarihin coğrafi kalbi olan bu mekan “Turan” burada yaşayan Osmanlı Türkleri, Kazan ve Kafkasya Tatarları, Türkmen, Özbek, Mançu, Kırgız, Tunguz, Bulgar, Fin ve Macarlar da “Turan” haklarıdır. Klasik imparatorlukların tasfiyesiyle sonuçlanacak 1. Dünya savaşı esnasında bi tarihi coğrafi mekan, yeniden şekillencek bir dünyanın oluşumunda birinci dereceden olayların hüküm ferme olduğu mücadele sahasıdır. Jeo-politik gerçekleğin tabii bir gereği olarak, İttihat ve Terakki ile Bolşevik devrimi esnasında zirvede cereyan eden Türk-Sovyet ilişkileri hakkında Zare Vand, bu eski iki hası devletin şaşırtıcı yol arkadaşlığı için “…Tarih, Rus konünistleriyle, Türk pan-Türkistlerin işbirliğine şahit oluyordu ki, bu durum çağdaş tarihin ilginç olduğu kadar, ironik bir başlangıcıydı” demekten kendini alamayacaktır. “Turan” kavramıyla, bu kavramı anlamlandıran, tarihi, siyaci ve kültürel boyutlarıyla, İttihat ve Terakki'den,Ermeni meselesine, Türk-Sovyet İngiliz ilişkilerinden, Cumhuriyet Türkiyesi'nin kuruluşuna kadar yakın dönem tarihine ışık tutacak pek çok konuya Ermeni cephesinden nasıl bakıldığı oldukça ilginç.
25,00  18,90 

Atatürk’ün Avrasya Devleti

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Atatürkün gözünde Misak-ı Millî nedir? – Millî Mücadelede, Sovyetlerden ne zaman ve ne kadar yardım aldık? – İrana 1923 yılında uçak armağan ettik mi? Neden? – Enflasyonun yüzde 250lerde olduğu 1924 yılında 100.000 altın harcayarak: Türkiyat Enstitüsünü kurduk, Etnografya Müzesinin temellerini attık mı? Niçin? – Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumunun kurulmasında gözetilen hedef nedir? Bu hedeften kim niçin saptı? – Atatürk ve İnönü hangi fikirde çatıştılar? Kim haklı idi? – Atatürk, İnönünün çocuklarına okumalarını sağlamak için mirasından pay ayırdı mı? Niçin? – Atatürkün Siyasi Vasiyeti var mı? Neydi ve uygulamasını kim önledi? – Atatürk, kimin Cumhurbaşkanı olmasını istiyordu? Kim oldu? Bütün Bu soruların cevapları bu kitapta!
17,00  11,80 

14 sonuç gösteriliyor