Türk Betik

  • 5.00 5.00 rating from 1 review

Turancılık Fikri

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Turancılık, her şeyden önce bu fikre gönül vermiş insanların yegâne emeli olan tüm Türkleri bir araya getirme fenomeninin tek bir kavramla açıklanma şeklidir. Bu kavram genel terminolojide Turanî kavimlerin ve Türk milletinin kendine özgü durumlarını ifade etmek anlamında kullanılmıştır. “Turancılık” kavramı Türkiye'de “Panturanizm” kavramına karşılık gelmektedir. Biz de “Turancılık” kavramını ?Panturanizm” anlamıyla kullanacağız. Turan kavramının coğrafi ve siyasi olmak üzere iki anlamı bulunmaktadır. Coğrafi olarak geniş Türk veya Turan coğrafyası karşılığı olarak kullanılırken siyasi anlamda bütün Türkleri bir araya getirme anlamına gelmektedir. Bundan dolayı incelenen romanlarda coğrafi ve siyasi olmak üzere Turancılığın iki anlamını açıklayarak romanlarda bunların örneklerini ve nasıl kullanıldığını açıklamaya çalıştık. Kitabın giriş bölümünde “Turan” kavramı ve “Turancılık” ile ilgili terimler açıklanıp tartışıldıktan sonra Turan coğrafyasının tam olarak hangi bölgeleri kapsadığını belirttik. “Turan” kavramının temelinde Türkçülük dolayısıyla milliyetçilik unsuru bulunmaktadır. Milliyetçilik ise, yalnız Türklere ait bir kavram olmayıp tüm dünyadaki milletlerde vardır. Bundan dolayı, milliyetçiliğin nasıl oluştuğunu ve kuramlarını açıkladık. Fakat Türkiye'de kendine has bir milliyetçilik anlayışı geliştiğinden çalışmamıza Türkiye'deki milliyetçilik akımlarını anlatan bir bölüm de koymayı uygun bulduk. Bu akımlar arasında yer alan Turancılık, tezimizin ana konusunu teşkil ettiğinden bu fikrin ortaya çıkışı, gelişimi ve unsurları konusunda da bilgi verdik.
19,00  14,30 

Torbadaki Hukuk

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
“Bu çıkan torba kanunun adı bundan sonra “Soma” değildir… Burada tartışmalı geçen, uzun süren maddelerin tamamında ya Anayasa'yı, Anayasa Mahkemesi'nin, Danıştay'ın iptal kararlarını geçersiz kılmak var ya da birilerine adrese teslim rant işleri var.” “Biz, bu hâliyle bu torbanın Soma balı sürülmüş bir yolsuzluk örtme zehri olduğunu düşünüyoruz. Onun için de kusura bakmayın, bu zehri yutmayacağız, üstüne bal sürseniz de vatandaşa şikâyet etmeye devam edeceğiz.” (Mehmet Günal'ın 10 Temmuz 2014 gecesi dört saati bulan manifesto niteliğindeki konuşmasından…) Bu kitapta aşağıdaki soruların cevaplarını bu sürece şahitlik eden bir milletvekilinin yaşadıklarını ve değerlendirmelerini kendi kaleminden okuyacaksınız… – Hukuk nasıl torbaya dolduruldu? – Kanun yoluyla hukuk nasıl katledildi? – 17-25 Aralık operasyonlarının üstünü örtmek için hukuk nasıl katledildi? – Haram ile helal aynı torbaya nasıl dolduruluyor? – Zehirin üstüne bir parmak bal ile millet nasıl kandırılıyor? – Minareyi çalan kılıfını hazırlamazsa ne olur? – Hukuk minaresine kanun kılıfı nasıl diktirilir? – TBMM yargı kararlarını nasıl etkisiz hale getiriyor? – TBMM Başkanı evrak sevk memuru mu? – Komisyonlar TBMM'ye mi AKP'ye mi bağlı? – Süren davalar kanunla nasıl iptal ediliyor, dava açma hakkı nasıl engelleniyor? – 4 saat süren mücadele sonucunda AKP'nin ilk defa geri çektiği düzen
16,00  11,60 

Toprak Ana

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Cengiz Aytmatov, Toprak Ana romanında erkekleri askere alınan bozkırın ortasındaki bir Kırgız köyünde geride kalanların çektiği sıkıntıları anlatıyor. Eldeki yetersiz yiyeceğin muhtaç olandan başlanarak dağıtılması, dört gözle beklenen hasat zamanları, umutların hasat zamanına ertelenmesi, savaş yüzünden ürünün hemen hepsinin merkezden istenmesi, boşa çıkan umutlar, yine açlık, sefalet, bir yandan cepheden gelen ölüm haberleri, umutsuz bekleyişler, savaşın uzun sürmesi üzerine aşağı çekilen cepheye çağrılma yaşı, anaların evlatlarını bir bir askere göndermesi, ayrılıklar, gözyaşları… Yani tek kelimeyle ve bütün zulmetiyle; savaş. Cengiz Aytmatov, o her zamanki berrak ve akıcı üslûbuyla bizleri, adeta insanları öğütür gibi harcayan savaş düzeneğinin yarattığı trajedilerle sarsıyor.
5,00  4,00 

Timurlular Devleti Tarihi

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Cengiz Hanın Nuh tufanını andıran seferlerinin ardından, yaklaşık bir buşuk asır sonra, Türkistanda ortaya çıkan Timur, deş-i Kıpçak, İran, Irak, Suriye ve Anadolu üzerine giriştiği seferleri ile Cengiz Hanın Moğollarının istilasının dehşet ve korkusunu bu ülkelerde yaşayan insanlara yeniden hatırlattı. Dünya iki hükümdarın sahip olacağı kadar büyük ve değerli değildir. Allah nasıl bir tane ise, Sultan da bir tane olmalıdır diyen Timurun gayesi, mümkün olduğu kadar geniş sahaları hakimiyet altına almaktı. Seferlerin Türk-İslam ülkeleri üzerine yöneltilmiş olmasından dolayı eleştirmekle birlikte bunlar o devrin hakimiyet anlayışı düşünülerek değerlendirilmelidir Bütün eleştirilere rağmen Orta Asya göçebelerinin İslamlaşmasında Timurun büyük hizmeti vardır.
13,00  9,40 
Azerbaycan ve Anadolu Oğuz Türklerinin batı kanadını teşkilediyorlar. Oğuzlar’ın Anadolu ve Azerbaycan’la temaslarının çok eskileredayandığı bir gerçektir. Bu da, Azerbaycan ve Doğu Anadolu’nun Oğuz kimliği ileSelçuklular’dan epey önce tanıştıklarını göstermektedir. En azından IV.yüzyıldan itibaren söz konusu bölge kalabalık Oğur/Oğuz kavimlerinin denetimialtına girmiştir. Anadolu’nun Selçuklular tarafından fethinde Azerbaycan anahtar rolünüicra etmişti. Bölgeye gelen ve burada yerleşen Türk kavimleri ve boylarınınneredeyse tamamı önce Azerbaycan’da meskûnlaşmış, en azından bir süre buradadinlenmiş peşinden Anadolu’ya yüz tutmuşlardı. Bu göç akını sistemli birmekanizmayla yürüdüğünden Anadolu’ya yerleşen hemen hemen bütün Türk boylarınınkültürel belleğinde Azerbaycan izi bulunmaktadır. Dolayısı ile AnadoluTürklüğü ile Azerbaycan Türklüğü arasında kimliksel olarak bir ayrım yapmakolanaksız, hatta başarısız bir girişim olacaktır. Böyle bir girişim ancakcoğrafi koşulları zorlayarak yapılabilir. Bunu destekler anlamda lehçeanlamında ufak ayrılmalar öne sürülebilir, doğal olarak. Ama aynı lehçefarklılıkları Anadolu’nun kendi bütünlüğü içinde de gözlemlendiğinden belirleyiciolamaz. Kuşkusuz, Sovyet döneminin koşulları Azerbaycan’ın bugününüsınırlayacak bir dizi kimliksel tanımların oluşmasına yön vermiştir. Öte yandanher iki coğrafya uluslararası anlamda iki bağımsız devletin hukuki arazisihesap edilmektedir. AzerbaycanTürklerinin Osmanlı İmparatorluğu’na göçlerini genel olarak üç başlıktaincelemek mümkündür: (a) kitlesel göç, (b) ticari göç ve (c) entelektüel:politik göç. Bu süreç yaklaşık olarak 1828-1928 yılları arasındaki dönemikapsamaktadır. Edinilen bilgilere göre, işgal sırasında ve sonrasındaki yüzyıllık süreçte Azerbaycan’dan Türkiye’ye göç edenlerin sayısı 200 binden azolmamıştır. Çarlık Rusya’sının sömürü ve milli zulmüne karşı özellikle XX.yüzyılın başlarında Azerbaycan’dan Osmanlı ülkesine entelektüel göçlerin devarlığı bilinmektedir. Sonuncusu Azerbaycan ve Türkiye arasında sıkı bağlarınoluşturulmasında birinci etken olmuştur. XIX. yüzyılınsonları ile XX. yüzyılın başlarında Azerbaycan’dan Türkiye’ye sığınanlararasında çok sayıda toplumun aydın kesimini temsil eden insanlar dabulunuyordu. Azerbaycan`dan Türkiye`ye yapılan her iki politik göç dönemiTürkiye’nin her anlamda dönüşüm geçirdiği dönemlere denk gelmiştir. Bu eserTürkiye’nin dönüşüm yaşadığı yıllarda Azerbaycan Türklerinin yapmış olduklarıentelektüel ve politik katkıları anlamak isteyenler için en iyi eserdir.
17,00  13,00 

Tarihte Tebriz

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
alışmanın özünü, 1000 yıllık bir Türk şehri olan Tebriz’in siyasi, sosyo-kültürel ve ticari tarihi oluşturmaktadır. Tebriz, bugün 4,5 milyon nüfusuyla İran’ın en önemli şehirlerinden birisidir. Nüfusunun neredeyse tamamını Azeri Türkleri oluşturmaktadır. Dolayısıyla konuştukları dil Azeri Türkçesidir ve Türkiye Türkçesine çok yakındır. Tebriz, barındırdığı bu Türk nüfus dolayısıyla İran’daki Türkler ve Azerbaycan Cumhuriyeti’nde yaşayan Azeri Türkleri için her zaman önemli bir konumda olmuştur. Bundan dolayı Azerbaycan Türkleri, Tebriz’e “Azerbaycan’ın Anası” demektedirler. Tarihte de Azerbaycan’ın başşehri olarak her zaman Tebriz gösterilmiştir. İran’ın Tahran, Meşhed ve İsfahan’dan sonra dördüncü büyük şehri olan Tebriz, gerek içinde barındırdığı Türk nüfus ve gerekse İran’ın yüzyıllar boyunca yöneten Türkler açısından önemli bir merkezdir. Biz bu çalışmamızda Türk tarihi için önem arz eden Tebriz şehrinin, Selçukluların bölgeye gelişinden(11. yüzyılın başları) Kaçar Hanedanı’nın sonuna(1925) kadarki dönemi incelemektedir.
14,00  10,20 

Tanrıdağ Dergisi

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
8 Mayıs-4 Eylül 1942 tarihleri arasında haftalık olarak on sekiz sayı yayımlanan “ilmî, edebî, Türkçü” dergi Tanrıdağ, İkinci Dünya Savaşı’nın sıkıntılı günlerini yansıtan süreli yayınlardan biridir. Tanrıdağ Dergisi adlı bu çalışmayı hazırlayan Prof. Dr. B. Zakir Avşar’ın “Türklük İçin Yaşayıp Ölen Adam: Dr. Rıza Nur ve Tanrıdağ Dergisi” başlıklı yazısından da izlenebileceği gibi, Dr. Rıza Nur hem Türkiye’deki milliyetçilik ve Türkçülük hareketi içinde önemli bir isim hem de muhalif kişiliğiyle dikkat çekmiş bir aydındır. Tanrıdağ, onun çabaları ve emeğinin eseridir. Ömrünün sonuna doğru çıkardığı derginin her şeyini üstlenmiş olan Dr. Rıza Nur’un cansız bedeni, on dokuzuncu sayının tashihlerini yaptığı masada bulunmuştur. Bu dramatik sonun da işaret ettiği gibi, hem maddî hem manevî bütün birikimini Tanrıdağ dergisine aktarma çabası içinde olan Dr. Rıza Nur, kısa ömürlü dergisinde Türkçü ve milliyetçi söylemi pekiştirir. Dergideki bazı yazılarda ırkçı denilebilecek bir tutum da izlenir. Tanrıdağ Dergisi adlı bu çalışmayı, Dr. Rıza Nur üzerine Bir Türkçü’nün Portresi Dr. Rıza Nur adlı bir çalışması da bulunan Prof. Dr. B. Zakir Avşar’ın hazırlamış olması, önemini daha da arttırmaktadır.
15,00  12,00 

Tanrı Dağı Yazıtları

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Tanrı Dağları Moğolistan, Yenisey havzası, Altay ve Doğu Türkistan'la birlikte Türk runik yazılı anıtların bulunduğu ana merkezlerden biridir. Bölgedeki ilk yazıtların keşfi üzerinden 100 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen, bugüne kadar yapılan ilgili çalışmaların hiçbiri yazıtların içeriğini tam olarak aydınlatamamıştır. Araştırmacılar arasında “okunması oldukça zor” olarak nitelendirilen yazıtlarla ilgili bu durum kısmen yazıt içeriklerinin “kıt” olması gibi nesnel sebeplere bağlıysa da, temelde yazıt kopya ve estampajlarındaki eksiklikler, yanlış işaret teşhisleri ve onların sebep verdiği hatalı okumalardan kaynaklanmaktaydı. Bu çalışma Tanrı Dağı yazıtlarıyla ilgili bu eksikliği gidermek amacıyla hazırlanmıştır. Yazar bu maksatla 2007-2013 yılları arasında bölge yazıtlarını birkaç kez ziyaret etmiş, kopyalarını çıkarmış ve de visu incelemiştir. Her yazıtın işaret kadrosu olabildiğince doğru teşhis edilmeye çalışılmış, bu sayede önceki yayınlarda güvenilir ve ikna edici olmaktan uzak okunuşa sahip çoğu yazıtın içeriği daha anlaşılır hale getirilmiştir. Yazıtların kronolojik ve etnik aidiyeti, paleografik ve imla özellikleriyle ilgili kendi görüşlerine de yer veren yazar çalışmasını ayrıca yazıtların kopya ve fotoğraflarıyla zenginleştirilmiştir. Çalışma Eski Türk dili, Türk runik yazısı ve yazıtlarıyla ilgilenenlerin dikkatine sunulmaktadır.
32,00  22,40 

Şark Meselesi

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Umumiyetle 19. yüzyılın başına konulan bu mesele hususunda birtakım tarihçiler daha erken devirlere kadar gitmektedirler ki, bunda da haklı tarafları vardır. Belki isim olarak geç bir zamanda ortaya çıkmıştır ama, Şark Meselesinin başlangıcı Türk-Hun ordularının Avrupa'yı fetihleri, Roma'nın ikiye ayrılması dönemine kadar götürülebilir. O çağa kadar Avrupa, karanlık bir alem içerisinde, özellikle kilise ve feodal İdarelerin etrafında oluşan güç birliktelikleri şeklinde, insanların köle misali yaşamaya zorlandığı bir ortamda idi. Türkle­rin gelmesiyle, kurulu düzen ve çıkar ilişkilerinin tepe-taklak olduğu bir gerçektir. Bu yüzden Avrupalılar ken­dilerine yabancı, çok dinamik ve bütün İşlerini bozan bu millete karşı bir nefret duymuşlar; Avrupa kıtasına ayak bastıkları günden İtibaren Türkleri geldikleri yere geri göndermek için elbirliği yapmışlardır. Dolayısıyla Şark Meselesi bazılarının dediği gibi İslam-Hrıstiyan çatışması değil, belki de İslam nazarında Türk-Avrupa savaşıdır.
10,00  8,00 

Şamanizm ve Eski Türk Dini

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Özellikle Türkiye'de yıllardır süren bir tartışma söz konusudur. Eski Türk inancı Şamanizm mi, yoksa değil mi? Ayrıca bu bu inanç sistemine ne ad verileceği meselesi uzun yıllardır ilim adamlarının gündemini meşgul etmektedir. İşin esasına baktığımızda da bu durum hala açıklığa kavuşturulmamış olduğu gibi, bundan sonra da tartışmaların süreceği ortadadır. Biz eski Türk dini ve Şamanizm hususunda çok büyük iddialarda bulunmayacağız. Ancak Şamanizm ile eski Türk itikadının kesinlikle birbirinden ayrı şeyler olduğunu göstermeye çalışacağız. Yani eski Türklerin dininin bugünkü geç Sibirya Şamanizmiyle hiçbir alakası yoktu. Belki de bu deneme birtakım araştırmacı tarafından yeterli sayılmayabilir.Dünyada bugün Şamanizm üzerine yapılan incelemelerin bibliyografyasını bile toplasaydık, onlarca cilt olurdu. Hala da dünyanın şurasında veya burasında, hergün bu konuda bir şeyler yazılmakta ve söylenmektedir.
11,00  8,00 

Sultan Galiyev Davası

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Eşit olmayanlar arasında iki isim var. Bunlardan biri Türkler, ötekisi ise müslümanlardır. Bunlar en çok ezilen ve ayak altına alınanlardır. Hiç kimse ve hiçbir şey bunları benim yüreğimden söküp alamaz. Ne olursa olsun milletime olan bu sevgim sönmeyecek. Ancak ben öldüğümde benimle birlikte sönecek. İşte bu sevgi, beni bir yerden başka bir yere atıyor, kaderime çizgi çekiyor. Bu kader de bütün gücümü halkım için sarf edeceğim. Kuyaş'tan Böyle diyordu Sultan Galiyev. Hayatının sonuna kadar dünyanın bütün mazlum milletleri için mücadele etti. Sultan Galiyev, ölümünün efsaneye karıştığı 1930'lara kadar yönetimine karşı savaştığı Stalin ve cellatları tarafından Moskova Lubiyanka hapishanesinde kurşuna dizilip öldürüldüğünde, artık bütün mazlum milletler nezdinde 3. Dünyanın tartışmasız tek önderiydi.
23,00  13,50 

Stalin ve Türk Dünyası

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Stalin ve Türk Dünyası kitabı, Stalin dönemindeki politikaların Türk dünyası üzerindeki etkilerine ve yansımalarına ışık tutmaktadır. Türkiye'den Orta Asya'ya, Almanya'dan Rusya'ya uzanan bir coğrafya içinde, Stalin dönemindeki iç ve dış politika konularını (eğitim, kültür, dil meseleleri, kolektifleştirme hareketi ve toplu sürgünler, Türk-Sovyet ilişkileri), tarih yazımı meselelerini, Stalin'in edebiyat ve basın dünyasındaki yansımalarını değerlendirmektedir. Bir çeşit retro değerlendirme olan bu kitap, Stalin'in ölümünden (1953) yarım asır sonra kaleme alınmıştır. “Stalinizm” kavramı tam olarak neyi ifade eder? Kimileri bu kavramı “Komünizm ideolojisi içinde Leninist çizgiden sapan bir siyasi akım” ya da “Stalin'in şahsî hâkimiyet rejimi” şeklinde, yani nispeten dar bir çerçevede ve siyasi anlamda yorumlamışken, kimileri de Stalin döneminde (1928-1953) uygulanan politika ve pratiklerin bütününü kapsamak üzere tarihî bir olgu anlamında bu kavrama geniş bir tanımlama getirmişlerdir. Ülkeden ülkeye ve çeşitli çevrelerde “Stalinizm” kavramına yüklenen anlamların ve bu kavram etrafında gelişen tartışmaların farklılıklar sergilediği gözlenir. Bu durum, söz konusu kavramın altında yatan gerçekliğin çok boyutlu ve karmaşık olduğunu gösterir. Çok boyutlu ve karmaşık bir mesele olması itibarıyla Stalinizm, çeşitli açılardan ele alınabilir ve alınmalıdır da. Türkiye için Stalinizm neyi ifade eder? Türkiye-Sovyetler Birliği ilişkileri çerçevesinde incelenebilecek bu konu, ideolojik sorun ya da sosyalist düşünce için teorik ve pratik önem arz eden bir mesele olmanın yanı sıra Stalinizm, Türkiye açısından Rus devleti ile Türk halkları arasındaki ilişkiler meselesinin bir boyutu (ve bir devresi) olarak, başka bir deyişle, Türk dünyası perspektifi ile ele alınabilecek bir konudur.
15,00  11,20