Kepit

169–192 / 217 sonuç gösteriliyor

Osmanlı Devleti'nin nizam-ı âlem mefkuresinin önemli bir ayağını oluşturan Balkan ve orta Avrupa coğrafyası, bilindiği gibi uzun bir hakimiyet döneminin ardından önce tedricen, daha sonra I. Dünya savaşına müteakip tamamen terk edilecektir. Balkanlara ve orta Avrupaya ayak basmakla, yeni bir dünya barışının (paix Ottoman) kurucusu olan Osmanlı Devleti, Balkanlardan çekilirken, bölge için olduğu kadar, kendi için de günümüze kadar devam edegelen uluslararası bir kaos siyasetinin kurbanı olacaktır. Ancak, uluslararası siyâsî kavgaların dışında, Osmanlı Devleti hüküm ferma olduğu bu coğrafyada fetihlerden, idari yapılanmaya, kültürden, irfana, iktisattan, içtimaî yapıya kadar günümüz dünyasında tasnifi hâlâ tamamlanamamış muazzam bir tarih ve kültür bakiyesini de geride bırakır. Bu eser, Akdeniz'i bir içdeniz, Balkanları “Urumeli” adıyla vatanlaştıran Osmanlı Türk zihniyet manzumesini ihtiva eden, tarih ve kültür envanterini sunmakla, geleceğin bölge barışının tesisinde emsal bir kaynak olarak katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.
35,00  24,00 
İçinde bulunduğumuz dönemde millet olarak oldukça zor ve bir o kadar da çetrefilli bir yoldan geçmekteyiz. İncelediğimiz zaman gördük ki, millet olarak bu zor dönem de yol gösterici birini arıyoruz. Bu bağlamda ismi ön plana çıkan lider ise, haklı olarak Mustafa Kemal Paşadır. Yediden yetmişe her kiminle konuşsanız, ah keşke şimdi Mustafa Kemal olsaydı demektedir. Bu düşüncelerden esinlenerek Mustafa Kemal duru¬şunu ortaya koymaya çalıştık. Eserimiz bir giriş ve üç bölümden meydana gelmektedir. Girişte; Mustafa Kemal Paşanın doğumu ve ailesi ana hatları ile incelenmiştir. Birinci bölümde; Olgunlaşma dönemi, Mütarekeye karşı ortaya çıkan tavır, güney cephesini bırakma sebepleri ve İstanbulda ortaya konulan ilk tepkiler aktarılmıştır. İkinci Bölümde; Samsuna çıkmasıyla beraber aktif olarak milletin içinden onların duygularını nasıl aktardığı, genelgeler ve kongrelerle bir başkaldırının nasıl meydana geldiği anlatılmıştır. Üçüncü Bölümde; Kurtuluş savaşı dönemi, mütareke ve anlaşma döneminde Mustafa Kemal duruşu aktarılmıştır.ında
21,00  15,30 
“Rus-Türk Mücadelesi'nde Ahıska Türkleri” konusundaki bu çalışma günümüze kadar Ahıska bölgesindeki Türklüğün en eski yurtlarından biri olan Kafkas coğrafyasındaki stratejik önemi nedeniyle, büyük devletlerin mücadele alanı olmuş, bu bölgede yaşayan Ahıska Türkleri de kimliklerini ve bağımsızlığını korumak için mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Ahıska'da Türklüğün mücadelesine ışık tutan bu eserin büyük bir kısmı 20. yüzyılın başlarından günümüze kadar Ahıska Türklerinin çileli tarihini yansıtmaktadır.
29,00  21,10 
19. yüzyıl başlarından itibaren yükselen milliyetçilik, millet, milli devlet kavramları asrımızda da güncelliğini koruyan tartışma konularıdır. Dünyanın çeşitli bölgelerinde etnik ve milli temele sorunların kendisini sık sık göstermesi, zaman zaman silahlı çatışmalara sebep olması bu kavramlar etrafındaki tartışma ve çözüm arayışlarının daha uzun müddet devam edeceğini göstermektedir.
11,00  8,00 
X. yüzyıldan itibaren topluca İslam dinine ve medeniyetine girmeye başlayan Türkler, yeni devletlerini içine girdikleri medeniyetin şartlarına ve ruhuna uygun şekilde kurdular. Onlar, temelde ve özde Türklük özelliklerini koruyarak, İslami yönetim tarzını benimsediler. Orta Asya'daki eski hayatlarından getirdikleri kurumların ve geleneklerin yanında Abbasiler ve Samaniler'den aldıkları kurumlara ve geleneklere de bünyelerinde yer verdiler. Kısaca söylemek gerekirse, onlar, Türk ile İslam kurumlarını ve geleneklerini birbiriyle birleştirip kaynaştırarak, yeni bir “Türk-İslam devleti tipi” yarattılar. Fakat, bu birleşme ve kaynaşma bir anda olmadı; uzun bir geçiş ve gelişme dönemini gerektirdi. Bu geçiş ve gelişme döneminin ilk siyasi teşekkülü, Karahanlılar Devleti olmuştur. Devlet yönetimi, ordu teşkilatı, sosyal hayat, sanat ve hukuk sistemi bakımından tamamen Türk olan bu devlet, dini açıdan İslamiyet'i temsil ediyordu. Karahanlılar, devlet hayatında zamanla İslami kurumlara ve geleneklere de yer vererek, Türk-İslam devletine doğru bir köprü vazifesi gördüler. Bundan sonra, Gaznelilerle devam eden gelişme, Selçuklular tarafından tamamlandı ve olgunluk safhasına ulaştırıldı.
16,00  11,50 
Türk milletinin Tanzimattan itibaren görmeyi arzuladığı yeni insan tipini Atatürk'ün şahsında bulması onun gerçekleştirdiği Türk aydınlanmasıyla da yakından ilgilidir. O hâlde bu büyük değişimi anlayabilmek öncelikle onun kısa ancak olağanüstü olaylarla dolu hayat hikâyesini öğrenmekle mümkündür. Mustafa Kemal Atatürk, bütün bu özellikleriyle yirminci yüzyılı olağanüstü kişiliği ile etkilemiş büyük bir asker ve devlet adamıdır. Onun olağanüstü kişisel meziyetleri Türk milletini hapsolduğu karanlıklardan ve belki de yok olmak tehlikesinden kurtarmış, Türk milletini istiklale kavuşturarak çağdaş dünyanın medenî ülkeleri arasına dâhil etmiştir. Şüphesizdir ki, Atatürk'ü iyi anlamak onun çağdaş Türkiye'nin temellerini atarken hangi dinamikler ile hareket ettiğini ve cumhuriyetin hangi temel esaslar üzerine bina edildiğini de ortaya koymak bakımından büyük önem taşımaktadır. Cumhuriyet tarihimizin hangi döneminde olursa olsun, Atatürk'ün hayatı, cumhuriyetin kuruluşunu, bugününü ve yarınını anlamak isteyen herkesin vakıf olması zarurî olan bir süreç olacaktır.
31,00  22,50 
Ülkemizin her zamankinden daha büyük ve karmaşık tehditlerle karşı karşıya bulunduğu bu çok zor süreçte; hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını ortaya koyan eser; her Türk evladının asgari ölçüde bilmesi gereken yüzden fazla konuyu akıcı bir şekilde sunmaktadır. Her konu, özüne uygun, Türk ve dünya edebiyatından uyarlanmış fıkralar, atasözü ve özdeyişlerle desteklenmiştir. Unutkan hafızaları tazelemeyi amaçlayan gazete manşetleri yoruma ihtiyaç duymayacak şekilde seçilmiştir. “Vatanı bölmek ve Türklüğü silmek” üzerine oynanan oyunların soylu Türk Gençliği tarafından bozulacağına dair mutlak bir inanç içerisinde yazılan bu eser; oyunları stratejik bir seviyede deşifre eden ve çözüm önerileri sunan bir üslup içerisinde kaleme alınmıştır. Sana son sözüm ey Türk evladı! Sen ölmedikçe vatan bölünmez. Ne demiş resulzade hele bir dinle! Bir defa yükselen bayrak bir daha inmez!…
24,00  17,50 
Bu eserin hazırlanış gayesi Asım Usun 11 Ekim 1956 tarihli Mustafa Kemale atfettiği şu sözlerin cevabını bulmaktan ibarettir. İstiklal tarihinin başı ve başlangıcı olmak üzere benim İstanbuldaki faaliyet ve temaslarım henüz herkesçe malum değildir. Bu hassas dönemi inceleyenler yapmış oldukları kıymetli araştırmalarda bazı noktaları eksik bırakmışlar, bu durum ise Mustafa Kemal Paşanın Anadoluya geçmesinin sebep ve sonuçları hususunda hâlâ tartışmaların devam etmesine neden olmuştur. Mustafa Kemal Paşanın niçin ve hangi şartlarda Anadoluya çıktığı sorusunun cevabını o günlerin tarihi hadiseleri içinde aramak tarihi gerçeklik adına takip edilmesi gereken resmi tarih, Alternatif tarih veya öteki tarih gibi isimlendirmelerden kaçınarak tartışılan hadiselerin belgelerini ortaya koymak suretiyle okuyucuyu ve zamanı mutlak hakem tayin edebilmektir. Daha önce yazılan makaleleri bir araya getirerek yeni bir yöntemle ortaya koymaya çalıştığımız bu eserde; mütareke sürecinde Mustafa Kemal Paşanın İstanbulda nasıl bir yol takip ettiğini her yönüyle incelemek ve onun Anadoluya geçişinde rol oynayan faktörleri tek tek tespit etmek amaçlanmıştır. Bunu yaparken 90 yıldır telif, tetkik ve hatıra türü eserlerde sürdürülen Sultan Vahideddin-Mustafa Kemal Paşa kavgasına tarihi gerçeklik odına cevap verilmeye çalışılmıştır. Olaylara bakış açımız sebep-sonuç ilişkisiyle ele alınmış,böylece sadece hikâye olmaktan çıkaracağımız tarihi meseleler okuyucuya belgelenmiş bir şekilde ve inkârı mümkün olmayan delillerle sunulmuştur. Bütün bunları yaparken sadece eskiyi ihya etme gayreti içinde olmadığımız gibi, yeni dönemin oluşumundaki sancılar ve sıkıntılar da gözlem altına alınmıştır. Tarihi olayların değerlendirilmesinde sadece kişilere bağlı kalınmamış ve böylece vakanüvislerin sıkça yaptıkları değer yanılgılarına düşülmemeye çalışılmıştır.
24,00  19,00 

Nevruz: Türk Ergenekon Bayramı

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Nevruz üzerine dünyada ve Türkiye'de yapılan en kapsamlı çalışma. Türk tarihçilerinin en önemli isimlerinden ve Kültür eski Bakanlarından Prof. Dr. Abdulhalûk Çay 500'den fazla kitabı tarayarak, 1040 dipnot ile, Avrupa ve Ortadoğu dillerindeki konuyla ilgili tüm eserlere başvurarak Nevruz üzerine bir kaynak kitap ve aynı zamanda bir başyapıt ortaya çıkardı. Siyasi tartışmaların ötesine çıkarak Nevruz'un kökeni, tarihi, gelenekleri üzerine bilimsel gerçekler bu kitapla günyüzüne çıkmış oluyor.
30,00  21,75 
Rusya ve Osmanlı İmparatorlukları tarihi-coğrafi kaderin komşu yaptığı çok milletli, çok dinli ve çok dilli iki devlettir. İçlerinde barındırdıkları Rus-Hristiyan-Müslüman-Türk ile diğer taraftan Türk-Müslüman-Hristiyan unsuru, bu iki devletin vasfı olduğu kadar aynı zamanda bir iç çelişkisi olarak birbirlerine benzer. 19.yy sonlarında İmparatorlukların tarihten çekilme aşamasında çekilmeyi veya yıkılmayı belirleyen en önemli husus bu imparatorlukların iç çelişkilerinde ortaya çıkar. Bu çelişkilerin ortaya çıkardığı savaşlar, göçler, fikir hareketleri ve inançlar bir yandan ayrışmayı derinleştirirken, diğer yandan da kendi anti tezini yaratarak yeni olgu ve oluşumlara yol açar.Günümüz tatar aydınlarından ve akademisyenlerinden Alfina Sibgatullina bu çalışmasıyla kutsal topraklara yolculuktan (Hac), göçmen aydınların entellektüel ve siyasi faaliyetlerine, karşılıklı ziyaretlerden savaşlara, yayın hayatından iktisadi ve kültürel değişimlere kadar bir dönemi gündelik hayatın aynasından konuyla ilgili araştırmacılara ve okuyuculara aksettirir
20,00  15,50 

Gezgin Gözüyle Türk Dünyası

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Abidin Lütfi Demir, Ali Adnan Akgündüz, Ayhan Razgat, Bahattin Ayhan, Belkıs Ceyla Çetinsoy, Davut Özmen, Dursun Erkılıç, Fatih Koca, Gonca Özbaşoğlu, Hasan Cerit, Hasan Yılmaz, Hüseyin Avni Kunduracıoğlu, İbrahim Berksoy, Kaya Telli, Levnet Boz, Liliya Davletshina Razgat, Merhmet Bora Arasan, Mehpare Sözener, Mete Darcan, Metin Denizmen, Murat Özsoy, N. Emre Apaydın, Nesrin Armağan, Nihat Kaşıkçı, Nuray Özener Değirmencioğlu, Onur Ataoğlu, Ömer Faruk Eryılmaz, Ruhan Betül Özkan, Seda Meşeli Allard, Savaş Balaban, Timur Özkan, Turhan Demirbaş, Yakup Önal, Yıldız Ademoğlu Atlan'ın kalemlerinden; Trakay, Kosova, Bosna Hersek, Makedonya, Batı Trakya, Gagavuz Yeri, Güdül, KKTC, Kuzey Irak, İran ,Karaçay Balkar, Dağıstan, Kırım, Tataristan, Azerbaycan, Türkmenistan, Başkortastan, Özbekistan, Hindistan, Pakistan, Afganistan, Altay, Hakasya, Tuva, Yakutistan, Moğolistan, Doğu Türkistan, Kaşgar, Japonya ve ayrıca Yada Yolu Timurlenk, Cengiz Aymatov, Uluğ Bey Ahmet Yesevi, Şamanizm , Nevruz, Kımız, Dede Korkut Manas…
10,00  7,00 
Turancılık, 19./20. yüzyıl dönümünün PanSlavizm ve PanCermenizm gibi romantik pan-milliyetçi akımlarından birisi. Bu akımın ilginç bir yanı, iki ayrı ülkedeki milliyetçiliğin inşa sürecinde ortaya çıkmış, iki ayrı milliyetçi ideolojinin özlemlerini yansıtmış olması: Bir Macar Turancılığı var, bir de Türk Turancılığı! İki akım da, milliyetçiliğin ırkçı kanadının bileşenleri arasında. Macarlığın ve Türklüğün köklerini, ve yeniden ihyâsı arzulanan altın çağını, Turanda aramışlar: coğrafyayla hayalin birbirine karıştığı o uzak ülkede… Nizam Önenin araştırması, Macaristanda ve Türkiyede Turancı ideolojinin, Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve iki dünya savaşı arasındaki iki canlı döneminde aldığı biçimleri ele alıyor. Her iki Turancılığın resmî milliyetçilik ideolojileriyle kesişme ve çatışma noktalarını, ayrıca bu akımların kendi içindeki ayrışmaları inceliyor. Turanın ve Turanlılığın coğrafi ve etno-kültürel tanımlarına, Turancılığın toplum tasarımlarına, jeostratejik hedeflerine dair tartışmaları aktarıyor. Bu arada elbette, iki Turancılık arasındaki ideolojik ve pratik alışveriş deneyimine de ışık tutuyor. Macar ve Türk Turancılıklarının birincil kaynaklara dayanarak mukayeseli bir yaklaşımla tahlil edildiği kitap, Türkçü-Turancı harekete ilişkin mevcut çalışmalara önemli katkılar getirmesiyle de değer taşıyor.
28,50  22,30 

Göktanrı

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Son dönem Azerbaycan edebiyatının önde gelen isimlerinden Sabir Rüstemhanlı, Göktanrı’da Türklerin tarihini destanlaştırarak anlatıyor. Oğuz Han’ın doğuşu etrafında gelişen tarihte, tüm Türk boylarının izini sürüyor ve Türklerin gittikleri tüm coğrafyalarda yarattıkları medeniyeti ortaya çıkarıyor.Göktanrı, kendi alanında bir ilk eser ve bir başyapıt. Hem bir Türk mitolojisi, hem bir Türk tarihi, hem de modern döneme göndermeleriyle usta bir politik eser. Eser Azerbaycan’da ve Türkiye’de aynı anda yayınlanıyor.
22,00  16,40 

İsmail Gaspıralı Dünyası

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
İlk arayışlarından başlayarak onun “Dilde, fikirde, işte birlik!” ülküsünü hayata geçirdiği ve kendisiyle özdeşleşen başyapıtı Tercüman gazetesine (1883-1918), cehalete indirilen ağır darbe olan “Yeni Okul”dan Türk.e konuşan halkların her alandaki birliği mücadelesine ve “Bütün Türklerin tercümanı” olmasına kadar İsmail Gaspıralının yaşamını aktaran, meslektaşlarının ve araştırmacıların gözüyle ona ışıldak tutan İsmail Gaspıralının Dünyasında kendi yapıtlarından yararlanılarak hazırlanmış İsmail Gaspıralı portresi çıkıyor karşımıza. Yaşamı, yapıtları, çalışmaları, düşünceleriyle yeterince bilinmeyen Gaspıralının, UNESCOnun 2014 yılını İsmail Gaspıralı Yılı ilan etmesiyle yeniden gündeme gelmesi çabalarının boşa gitmediğini göstermektedir.
12,00  8,70 

Kafkasya’da Türk soykırımı

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Türkiye'de halkın bütünün hatta bu konu ile ilgilendiği bilinen aydınlarının bile, bilmedikleri “Kafkasya Gerçeği-Türk Soykırımı” belgelere dayanan rakamlarla ortaya çıkarılmış ve bilhassa Türkiye'de yaşayan Türklerin konu hakkında doyurucu bilgi sahibi olmaları için böyle bir kitabın hazırlanması düşünülmüştür. Bugüne kadar, “Ermeni Sorunu” ile ilgili bir çok kitap yayınlanmıştır. Bu kitapların hemen hepsi, bir kaç istisna dışında, Ermenilerin tuzağına düşmüş ve “soykırım” tezini çürütmek üzere yazılmıştır. Çünkü, Ermeni sadece 1915'in konuşulmasını, lehte ya da aleyhte hiç fark etmez, istemektedir. Ermenilerin 1915'in öncesi ile hiç işi yoktur. Bu yüzden “yazılan kitaplar Ermenilerin tuzağına düşmüştür” diyorum. Bu kitapların hiç birinde, esas soykırımı Ermenilerin yaptığı yazılmamıştır. İlk defa elinizde tuttuğunuz bu kitap, Ermenilerin Türklere soykırım uyguladığının belgelerini sunmakta ve esas soykırımı Ermenilerin yaptığını kanıtlamaktadır.
10,00  7,20 

Kırgız Türkleri Tarihi

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
“Tabi ki, burada geçmişi de sorgulamak durumundayız. Kırgızlar, Türk devletini yönetmeye ve kutlu ötüken'in sahipliğine layık oldular mı? Maalesef onlar da Uygur Türklerine benzer şekilde hareket edip, tarihi bir sorumluluk yüklendiklerinin farkına varmadılar. Neticede buraları yüzyıl bile tutamadan Moğolların iradesine bıraktılar. Elbetteki bu hal, sadece kendi istikbalinde değil, bütün Türk milletinin geleceğinde de tesirli oldu.”
16,00  11,50 

Kızılderili ve Türk Şamanizmi

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
“Dr.Arslan’ın Kızılderili ve Türk Şamanizm’i konularında yapmış olduğu engin araştırmaları, gerek Türklüğün büyük uygarlığının araştırılması, gerekse dünya uygarlığına yaptıkları katılımlarının bilinmesi açısından fevkalade büyük önem arz etmektedir.” Prof Dr. Reşat GENÇ “Halk masallarından yola çıkarak, halk masalları içinde Türk kültürünün şifrelerini bulup, bulunan bu şifreleri Türk ve Kızılderili Şamanizm’i içinde bütünleştirilmiştir. Türk şaman kültürünün izlerini sürüp, bu izlerin Bering Boğazı’ndan Amerika kıtasına geçişini tesbit eden, Türk Şamanizm’i içinde bilinmeyenleri ışığına çıkaran araştırmanın ürünü olan bu eser, Türk halk Bilencilerinin hissettikleri boşluğu dolduracak nitelikte bir kitaptır. Dr. Arslan bizleri fıkralarıyla meşgul edip, çok ciddi bir esere imza atmıştır.” Prof. Dr. Fikret TÜRKMEN
29,00  21,10 
Adana, Maraş ve Antakya üçgeninde bulunan Gavurdağlarında 1817 yılında meydana gelen olayların araştırılması esnasında karşımıza bu güne kadar yazılmayan ya da yazılmak istenmeyen bir tarihi ortaya çıkardı. Osmanlı topraklarında kendi hükümdarlıklarını ilan eden “sikkesiz hükümdarlar” kimlerdi? Gavurdağı ve çevresi kimler tarafından nasıl paylaşılmıştı? Şeyh Ebussuud Efendi II. Mahmud'a kimin kellesi için ricacı oldu? Fettahoğulları kimdir? Gavurdağı'na nasıl yerleşmişlerdir? Gavurdağı'ndan Topkapı'ya gönderilen kelleler… Fettahoğulları ve Küçük Alioğulları'nın paylaştığı kader… Maraş'a yapılan büyük baskın ve perde arkası, Kesilerek İstanbul'a gönderilen kellelerin akibeti… Adana'ya vali tayin olunan, ancak korkusundan şehre gidemeyen vali… Kalender Paşa ve Kara Fatma hakkında bu güne kadar bilinmeyenler…
30,00  21,70 
Çifte standart, Batının seçilmiş toplum inancı ile demokratik düşünce ikileminin politikasına yansımasıdır! Tarihleri, peygamber, filozof, köle katliamıyla, kölecilikle ve sömürgecilikle oluşturulmuş milletler Tanrının çocukları ya da seçilmiş toplum olabilir mi?p> Seçilmiş toplum varsa, tarihinde kölecilik, sömürgecilik, peygamber ve filozof katliamı olmayan toplum olması gerekmez mi?p> Yeryüzünde seçilmiş olan tek varlık insandır ve o yeryüzünün her yerinde ve her toplumda vardır.
17,00  12,40 
Doğu Türkistan… Türklerin atayurdu… Türkçenin bilinen ilk sözlüğünün yazarı Kaşgarlı Mahmud'un ve devlet yönetimi hakkında ilk siyasetname yazarı Yusuf Has Hacib'in doğduğu bu topraklar, Türk medeniyetinin beşiğidir aynı zamanda. Ve bu toprakların asıl sahipleri Doğu Türkistan Türkleri 1949 yılından beri Kızıl Çin işgali altında insanlığın, adaletin, merhamet ve vicdanın iflas ettiği Çin zulmü ve esareti altında yaşamakta, hürriyet içinde yaşayan insanlıktan sesinin duyulmasını beklemektedir. Yıllardır devam eden bu Çin zulmi, bilindiği gibi 5 Temmuz 2009 tarihinde Urumçi'de meydana gelen olaylarda toplu bir katliama dönüşerek tahammül sınırlarının ötesine taşmış, Çin dışında bütün insanlık alemi bu kıyımı dehşet içinde seyretmiştir. Doğu Türkistan'da yıllardır kalın duvarlar ardında devam eden Çin zulmü ve baskısı, bu kitapla ilk defa, bilimsel verilerle akademik boyuta uluslararası ilgi alanına taşınmıştır. Kendisi de bir Doğu Türkistanlı olan rahmetli yazar Ahmet Türköz,1998 yılında doktora tezi olarak hazırladığı bu eserle, Doğu Türkistan'ın tarihinden başlayarak, özellikle iktisadi ve doğal kaynaklar bakımından zenginlikleriyle, Çin Halk Cumhuriyeti'nin sömürüsü ve yıllardan beri işlediği insanlık suçlarını uluslararası kaynaklara dayanarak derinlemesine tedkik edip, bugünlere nasıl gelindiğini gayet açık bir şekilde göz önüne sermektedir. Doğu Türkistan Türklerine yönelik insan hakları ihlallerinin artık BM, AGİT gibi uluslararası forumlara taşınması zamanının geldiği kitabı okuyunca daha iyi anlaşılmaktadır.
20,00  13,60 

Batı Anadolu’da Yunan Mezalimi

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
26 Ağustos 1922'de Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın emriyle yıldırım hızıyla Büyük Taarruz Harekâtına başlayan Türk Ordusu, akıncı cetlerini hatırlatan bir sür'atle on beş günde Afyon'dan İzmir'e ulaşır. Tarih: 9 Eylül 1922'dir.Batı Cephesi Komutanlığı karargâhını Bornova'da kurmuş, gelişmeleri izlemektedir. Türk basını da, bu yıldırım harekâtını yakından takip etmektedir. Yunanlıların, Batı Anadolu'da Türk Milleti'ne reva gördükleri mezalimi soran Vakit Gazetesi muhabirine, Batı Cephesi Komutanı ismet Paşa şu cevabı verin”Yunan ordusunun Anadolu'da yaptığı yıkımın maddi karşılığı bir buçuk milyar altın liradır. Yunanlılar, Anadolu'da 280.000 ev yakmıştır. Yaktıkları şehir ve köyler hakkında ciddi bir inceleme yapıldığı takdirde bunun daha da fazla olduğu görülecektir… Yunan askerlerinin yangından başka, yaptıkları soygunlar da dehşetlidir. Yakmadıkları ya da yakamadıkları şehir ve köylerimizi soyup soğana çevirmişlerdir. Her Yunan eri 1.000 liralık soygun yapmıştır. 200.000 mevcutlu Yunan ordusunun gasp ettiği servet en azından 200 milyon altın lira demektir… Böylece millî servetten milyonları gasp etmişlerdir. …Hele nüfus, ırz ve namusça olan kayıplarımız hiçbir ölçüye sığmaz. Fakat bütün bu zararlarımızı Yunanlıların yanına bırakmayacağız. Bunları en son kuruşuna kadar ödeteceğiz…” Bunları söyledikten sonra ismet Paşa ayağa kalkar, hâlâ için için yanmakta olan ve yer yer de patlamaların duyulduğu İzmir'e yönelerek kısık bir sesle devam eder:”Geçtiğimiz yerlerde harabeler gördük… Zaferin neş'esini duyamadık. İzmir'e olsun sağlam girelim, üzüntü ve keder duymayalım dedik. Ne çare kader… Olmadı.”Bu eserde, 15 Mayıs 1919 tarihinde Batı Anadolu'yu yangın yeri ve kan gölüne döndüren Yunanlıların masum Türklere uyguladıkları ve bugün uluslar arası hukukta soykırım tabir edilen hunharca hareketlerin ibret dolu belgeleriyle karşılaşacaksınız.
14,00  10,20 

Eleğimsağma: Gülizar Divanı

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
çocuk uzat saçını o simsiyâh dalından bir devr-i fâziletin hazzı yükselir ancak babil’in o büyülü asmalarından kalan muzâhir bakışından saçılır râyihalar ihtimâl ki geceye siyim siyim yağarak rehin seslenişlerin hicrânını kucaklar uzat saçını çocuk uzat ki boncuk boncuk natürel nağmelerdir yazdıklarına mehaz ılık izdüşümü âşk derin mi derin soluk ve bir de çırılçıplak sefih sesli bu san’at kuşatır çepeçevre dört yanını bembeyaz bembeyaz doruğunda mûtenâ bir saltanat çocuk saçını uzat sonra tutan da olmaz maruf kelimeleri cebinde boğum boğum ve çırpınır her hece inler mısrada infaz her sabahın öncesi tutuşur cümle ervâh güne ruh yarısından ilişir ki bir yudum fesleğen sağımında zikre sarılır berzâh saçını uzat çocuk yoksa avuç avuç kum damlalarını savar hiç düşünmeden sahil yoksa hiç acımadan intizarında mahrum yakamozlar kovalar ardın sıra süreğen devinir dalgasıyla pastoral dinli menzil ve köpüklerde kalır yosun yeşili keben çocuk uzat saçını bu o kadar zor değil altı üstü masmavi apaçık bir asuman karanlık gecelerde ışıl ışıl bir kandil ve bir ruh aydınlığı yüreğine vuracak uzat saçını çocuk o simsiyâh dalından bir devr-i fâziletin hazzı yükselir ancak
11,00  8,70 

Enver Paşa’nın Vasiyeti

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
Şahsi hayatı, dağda bir çobanın hayatı kadar sade ve yalın, tevazuda bir derviş kadar ihtirassız, fakat sözkonusu Turan halklarının istiklal ve hürriyetleri olduğunda, ateş parçası bir idealist, savaş için yaratılmış bir asker olan Enver Paşa, can çekişen bir imparatorluğun tam ortasında bulur kedini. Ve tam 17 cephede kan revan içinde, takatten düşene kadar savaşır. Başında bekleyen akbabalara yem olmamak kadar, Asker bozkırlarındaki çığlık, bir alıç dikeni gibi yüreğine saplandığında, Kırım, Kafkasya'dan, Hazar ötesine geçer. O çığlık atanlar da Türk'tür, oralar da Turan yurdudur. Kalbini ve idealleriyle son nefesini Türkistan Türklüğüne armağan ettiği 1922 Ağustos'una kadar, gün gün, adım adım, cephe cephe arşivlerin şahitliğiyle Enver Paşa'nın izini süren değerli Özbek Türk yazarı Nabican Bakiyev, yapmış olduğu bu çalışmasıyla, Asya bozkırlarının havasıyla, hasımlarının gözünden Türkistan mücalesindeki Enver Paşa'yı dikkatlerimize sunuyor. Bu gözler, başta Kızılordu askeri arşivi olmak üzere, şimdilerde artık tarihe karışmış Rusya Komünist Partisi, Özbekistan ve Tacikistan Komünist Partisi ile KGB arşiv belgeleridir. Hepsi birbirinden ilginç 18 Mektubun sonunda, Enver Paşa'nın bugüne kadar hiçbir yerde rastlanmayan kendinin kaleme aldığı “ölüm ilanıyla”, “vasiyetname”si de ilk defa gün yüzüne çıkmış oluyor. Enver paşa, tıpkı kendi özel hayatının özü gibi kaleme aldığı Vasiyetname'sinde dostun düşmanın önünde eğildiği ünlü bir komutan gibi değil, sanki bir ahir zaman Nebi'si gibidir.
23,00  17,40 

Ermeni Cephesinden Pan-Turanizm

Henüz değer ylendirmeok
Kepit: Türk Betik
1. Dünya savaşı arefesinde siyaset literatüründe adından sıkça sözedilen “Turan” kavramı, savaşın müttefikler aleyhine sonuçlanmısa ve yeni Cumhuriyet Türkiye'sinin kurulumasıyla unutulmaya terk edilir. Ermeni Nalbantyan kardeşlerin “İstanbul”dan hareketle, İran platosu, Çin Türkistan'ı, Tanrı Dağlarından kuzey-batıya çizilen bir yayla Ural-Altay, Finlandiya, Baltık kıyıları ve Macaristan'dan İstanbul'a dönüş olarak tanımladıkları tarihin coğrafi kalbi olan bu mekan “Turan” burada yaşayan Osmanlı Türkleri, Kazan ve Kafkasya Tatarları, Türkmen, Özbek, Mançu, Kırgız, Tunguz, Bulgar, Fin ve Macarlar da “Turan” haklarıdır. Klasik imparatorlukların tasfiyesiyle sonuçlanacak 1. Dünya savaşı esnasında bi tarihi coğrafi mekan, yeniden şekillencek bir dünyanın oluşumunda birinci dereceden olayların hüküm ferme olduğu mücadele sahasıdır. Jeo-politik gerçekleğin tabii bir gereği olarak, İttihat ve Terakki ile Bolşevik devrimi esnasında zirvede cereyan eden Türk-Sovyet ilişkileri hakkında Zare Vand, bu eski iki hası devletin şaşırtıcı yol arkadaşlığı için “…Tarih, Rus konünistleriyle, Türk pan-Türkistlerin işbirliğine şahit oluyordu ki, bu durum çağdaş tarihin ilginç olduğu kadar, ironik bir başlangıcıydı” demekten kendini alamayacaktır. “Turan” kavramıyla, bu kavramı anlamlandıran, tarihi, siyaci ve kültürel boyutlarıyla, İttihat ve Terakki'den,Ermeni meselesine, Türk-Sovyet İngiliz ilişkilerinden, Cumhuriyet Türkiyesi'nin kuruluşuna kadar yakın dönem tarihine ışık tutacak pek çok konuya Ermeni cephesinden nasıl bakıldığı oldukça ilginç.
25,00  18,90 

169–192 / 217 sonuç gösteriliyor